Hipnoz ve Hipnoterapi

 


Hipnoz son yıllarda erken boşalma tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Yaklaşık 50 yıl kadar önce, Erickson hipnozla başarılı tedaviler üzerine bilinen en eski vaka bilgisini sağlamıştır. Erken boşalma tedavisinde hipnotik müdahaleler literatürde sadece vaka çalışmalarından oluşsa da, cinsel terapide çok gelecek vaat eden bir yöntem olma yolunda hızla ilerlemektedir. Ama Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği’nin yaptığı bir araştırma, cinsel sorunlarla ilgilenen terapistlerin büyük bir bölümünün hipnozdan yararlanmadıklarını ve sadece %10’nun hipnozu klinik
çalışmalarında kullandıklarını göstermiştir.

Cinsel terapide hipnozun avantajları şunlardır: 


—Hipnoz eş/partner olmadan bireysel olarak hastaya uygulanabilir. Çünkü tek gelen veya beraber çalışmak istemeyen eşi olan veya cinsel terapistin eşsiz çalışmayı seçtiği durumlar için nispeten çok az tedavi seçeneği bulunmaktadır. 


—Hipnoz bilinçdışında yatan çatışmaların, geçmişteki olaylara ilişkin çözümlenmemiş duyguların ve bilinçli zihnin ötesindeki faktörlerin keşfini hızlandırır. Örneğin, bazı erken boşalma hastaları ensest ve cinsel tacizin olmadığı bir ilk cinsel deneyimden bahseder. Sonra her nasılsa, hipnoz yoluyla küçük yaşlarda yaşanmış bir cinsel taciz olayı ortaya çıkarılır. Çoğu zaman, hastanın sınırlı bilinçli farkındalığı veya bilinçli farkındalığının olmadığı durumlarda, verken boşalma, hastayı korkudan koruyor olabilir veya geçmişteki bir hatayı cezalandırıyor olabilir veya eşe karşı öfkeyi yansıtıyor olabilir.


—Kendi kendine hipnozu öğrenmek (otohipnoz), hastanın kendini kontrol ettiği hissini güçlendirir, stres, endişe, korku ve kaygılarını azaltır. 


—Hipnozda cinsel imgelem yolu ile cinsel ihtiraslar arttırılabilir.


—Hastalar hipnoz seansları ile kendilerinin yapamadıkları şeyleri hipnozun onlara yaptıracağına inanırlar ve değişim gerçekleşir. Yani hipnoz, kişisel yeterlilik duygusunun arttırılması, umut ışığı yakma ve güven amacı ile uygulanabilir. Çünkü çaresizliğe kapılma, cinsel terapilerde üzerinde sıkça durulan bir konudur. Çoğu erken boşalma hastası, hayatlarında asla kendilerini kontrol edemeyeceklerine inanırlar. Ama hipnozun gücü bu inancı değiştirebilir. Hastalar kollarının istem dışı bir şekilde havaya kalktığını gördüklerinde, hipnozun onların istediği değişikliği gerçekleştireceğine ilişkin inançları da artmış olur. Hipnoz sürecinde uygulanan el anestezisi sonucunda acı hissetmeden iğnenin ellerine batabildiğini gören hastalar, fark ettiklerinden çok daha fazla bir potansiyellerinin olduğunu ve bu potansiyellerindeki gücün onların cinsel ilişkiye girme azimlerini arttıracağına ve orgazm yaşatacağına çok rahatlıkla ikna olabilirler.

—Hipnoz sıkıntı veren duyguların azaltılmasına ve istenen duygu durumlarının arttırılmasına yardım olur. Sembolik imajinasyon teknikleri, genellikle hastaların bastırılmış duygularını evlilik ilişkilerine zarar vermeden serbest bırakmalarına olanak sağlar. Örneğin erken boşalma hastaları, kendilerini bir duvarı yıkmaya veya parçalamaya çalışırken hayal ederken, farkında olmadan erken boşalmaya neden olan endişe, korku ve kaygılarını da ortadan kaldırmakta ve onlarda olumsuz duygular yaratan eski aile mesajlarını yok etmektedir. Suçluluk duygularını bir balona yerleştirip uçup gitmesini seyretmeyi hayal etmek de bir diğer örnektir. Kronik yorgunluk rahatsızlığı olan kişiler ise kendi kendine hipnoz sırasında bir enerji patlaması veya sessiz bir yere kaçma gibi imajinasyonlar yapabilirler.

—Erken boşalma tedavisinde, hipnotik yaş geriletme (regresyon) olumlu cinsel duyguların tekrar yaşanmasına veya geri gelmesine yardımcı olabilir. Örneğin, çiftler duyusal odaklanma egzersizleri sürecinde, ne olduklarını bilmedikleri görüntüler veya neden olduğunu bilmedikleri düşünceler yaşadıklarını belirtirler. Hipnoz yardımıyla, kişiler bu olaya geriletilir ve şu telkin verilebilir “her ne düşünüyorsan, hissediyorsan, gözünün önüne ne geliyorsa şimdi yüksek sesle söyle.” Hastalar genellikle detaylarını hatırlayamadıkları deneyimleri bu şekilde bulabilirler.

—Hipnoz ve kendi kendine hipnoz, kişinin dikkatini odaklandırabilmesini ve duygusal farkındalığını arttırabilmesini sağlarken bununla birlikte uyarılma ve zevk almayı da arttırabilir.

—Hipnoz teknikleri aynı zamanda, sözel olarak veya konuşma yoluyla açığa çıkarılamayacak veya anlaşılmayacak içsel (bilişsel ve imgesel) süreçlerin de aydınlanmasına olanak verebilir.
Cinsel terapide hipnozun sınırlılıkları ise şunlardır:


—Hipnozun birçok avantajı olmasına rağmen, her derde deva bir yöntem değildir ve genellikle diğer yöntemlerle birlikte kullanıldığında etkili hale gelir. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği-CİSED her ne kadar hipnozun daha sıklıkla kullanılmasını tavsiye etse de, hipnozun tek başına etkin olmayacağının altını çizmektedir. Tek bir terapi yöntemini uygulamanın her zaman bir sınırlılığı olduğu gibi hipnozun da bazı sınırlılıkları vardır. Bu nedenle uyguladığımız yöntem hipnozun bütüncül psikoterapi bağlamında kullanılan araçlardan biri olması gerektiğini savunur.

—Hipnoterapistler genellikle hastanın tamamen şikâyetlerini iyileştirmeye odaklanıp, önemli ilişki faktörlerini göz ardı etmektedir. Bu da çiftin patolojik reaksiyonlarını uyandırabilir ve evlilik ilişkisini zedeleyebilir. Çünkü çiftlerden sadece biri hipnoz sürecine alındığı için kendini problem kişisi olarak hissedebilir. Bu gibi durumlarda eşin de sürece katılması için birlikte yapılan ev ödevlerine devam edilmeli ve bir engel yoksa hastanın yaş geriletme sürecinde olumsuz yaşantılarını gözlemleyen eşin sonraki zamanlarda daha anlayışlı davranabilmesi için hipnoz seanslarına eşte çağrılmalıdır. Ama bazı hastalar bunu istememektedir. Bu durumda hastanın isteğine saygı duyulmalıdır. Bazı hipnoz teknikleri ise aynı anda çifti hipnoza sokabilmekte ve birlikte yaş regresyonu yaşatabilmekte veya gelecekle ilgili pseudo oryantasyon tekniği ile birlikte güzel bir fantezi yaşamaları sağlanabilmektedir. 

—Hipnotik sürece ilişkin kişinin yeteneğinin düzeyi hipnotik çalışmaya büyük bir sınırlama getirmektedir. Hipnotik sürece giremeyen veya çok hafif trans hali ile giren kişiler bu süreçten tam anlamıyla yararlanamayabilir. 


—Ayrıca hipnoz, diğer tüm teknikler gibi bazı kişilerin işine yaramayabilir. 


Peki, hipnoz nedir? Hipnoz bir uyku değildir, aksine bir uyanıklık, farkındalık ve telkin alabilirliğin arttığı derin bir gevşeme durumudur. Bilinç açık olduğu için hipnoza girildiğinde istemediği bir şey kişiye yaptırılamaz.


Erken boşalma tedavisinde hipnoz tek başına yeterli değildir. Önemli olan hipnozu hipnoterapiye çevirmektir. Bunun için hipnoz altında verilen telkinler, zihinsel ve imgesel uygulamalar ile endişe, korku ve kaygılar ortadan kaldırılabilir. Böylece cinsel ilişki sırasında erkeğin kendini kontrol edebileceğine dair inanç artar. Bu bağlamda; hipnoterapi ile hastaların kendilerinin bile farkında olmayıp bilinç dışına attıkları tüm olumsuz düşünceleri bir yerde su yüzüne çıkararak adeta çok özel bir farkındalık durumu yaratılmakta ve bu sayede korku ve kaygıların azaltılması sağlanmaktadır. Ortalama 6 seansta hipnoz ile değiştirilmiş bilinç hali oluşturulabilir, var olan zihnin dirençleri ortadan kaldırılabilir ve bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturan imgeleme teknikleri ile sonuca varılabilir. Bilinçdışı olaylar çözülür, şartlı refleks ile cinsel birleşme öncesinde anahtar işaretlerle rahatça kullanılabilen gevşeme teknikleri öğretilir, kasılma gevşemeyle yer değiştirilir, cinsel birleşme ile ilgili imajinasyonlar yaşatılır, ruhsal istek ve orgazma ulaşma konusunda telkinler verilir. Ama burada önemli olan hipnozu yapan kişinin ne yaptığını bilmesi ve vajinismusun tedavisi konusunda deneyimli olmasıdır. Çünkü hipnozun erken boşalma tedavisinde etkili olduğuna dair bilgilerimiz kontrollü çalışmalardan çok olgu sunumlarına dayanmaktadır. Bu da hipnozun cinsel terapiye alternatif olarak, tek başına daha etkili olduğuna dair elimizde bir kanıt olmadığı anlamına gelir. Ayrıca erken boşalma aile problemlerini de içeren geniş bir konudur ve yalnızca hipnozu bilmek erken boşalmayı tedavi edebilmek anlamına gelmez. Bu neşterle yalnızca karnı açmaya benzetilebilir. Karnı açmayı biliyorsunuz ama bağırsakların damar yapısını bilmiyorsanız yanlış damarı kesebilirsiniz. Aslında son yıllara kadar hipnoz cinsel terapistler tarafından çok kullanılan bir teknik değildi. Cinsel terapiyi bilen ve uygulayan bir uzman tarafından uygulandığında çok etkili sonuçlar veren ve Milton H. Erickson tarafından geliştirilmiş olan hipnotik metafor tekniği; cinsel terapistlere hipnozu sevdirmiştir. Burada esas olan bilişsel davranışçı terapilerde temel ilke olan sistematik duyarsızlaştırmanın hipnotik telkinlerle güçlendirilmesidir. Bizde daha çok ericsonian hipnoz tekniğini kullanmaktayız. Bu tekniğin diğer hipnoz tekniklerinden farkı; hastanın bilinçli olarak değişi kendisinin yarattığına inanmasıdır. Diğer tekniklerde hasta pasiftir, zayıftı, kendi güç ve kudretini bir başkasına muhtaç bir halde kullanabilir. Kurtarılmayı bekler. Ericsonian hipnozda ise hasta kendi kendini kurtarır, buna terapist vesile olur. Çok temel olan bu yaklaşım farkı hastalığın nüks etmesini önlemektedir.


Uyguladığımız bir başka yöntemde hipnoz altında, hastadan ilk olarak erken boşalmasını simgeselleştirmesi istenir. Yani bir metafor üzerinden sıkıntı veren kaynak bir simgeyle özdeşleştirilir. Örnek olarak hastalar sıkça erken boşalma sırasında yaşadıkları sıkıntıları bir duvar ile simgeselleştirme eğiliminde olurlar ve her hipnoz seansında bu duvar küçültülmeye, inceltilmeye, parça parça yıkılmaya başlar. İkinci olarak problemi linklendirmesi istenir. Örnek olarak erken boşalmanın temelinde bilinçdışı olarak cinsel taciz olayında donup kalma sonrası yaşanan bir suçluluk bulunan bir hastaya o an tekrar yaşatılır. Yani taciz ile izole olmuş ego durumu yeniden aktifleştirilir. Ego destekleyici yaklaşımlarla o anda daha gerçekçi davranması öğretilir, kaybettiğini düşündüğü kontrol duygusu tekrar hastaya geri kazandırılır, fonksiyonel olmayan donup kalma şemasının yerine fonksiyonel olan “mücadele et”, “savaş”, “bağır ve yardım iste” veya “o ortamdan kaç” şemaları yerleştirilir. Üçüncü olarak da; direk, indirek ve hipnoz sonrası telkinler verilebilir (o an geldiğinde gevşeyeceksin, çok zevk alacaksın vb.), semptom baskılama, değiştirme veya yer değiştirilmesi yapılabilir (stres ve gerginliğin ortadan kaldırılması, 8 noktasına geldiğinde otomatik pilotun devreye girerek boşalmayı baskılaması, korku, endişe ve kaygının peniste bir karıncalanma hissiyle yer değiştirilmesi), hipnoanaliz (geçmişe dönük ayrıntılı bilginin alınması), egonun güçlendirilmesi için hipnodrama, cinsel taciz vb. travmatik olayların abreaksiyonu/katarsisi (Geçmişte yaşanılan travmatik hadisenin bilinçdışında oluşturduğu duygu yükünden arınmadır, duygusal boşalımdır yani savunma mekanizmaları ile bilinçdışına itilen olayların bilinç yüzeyine çıkarılması işlemidir. Ayrıca abreaksiyon, unutulan anı ve yaşantıların hatırlanmasını sağlayan zihinsel yönünün yanı sıra, bilinçdışına itilmiş olayların uygun bir duygusal ifade ve boşalma ile yeni baştan yaşanması anlamına gelir. Abreaksiyonun sonucuna varmak için kullanılan yöntem ise katarsistir. Abreaksiyon, cinsel terapi ve hipnoterapi sırasında oluşabilir ve hasta önceden bastırılan duyguları ile mevcut şikâyetleri arasındaki ilişkiyi bu sayede kavrayabilir. Çeşitli katartik teknikler kullanılabilir, ancak iki nokta özel pratik önem taşır. Bunlardan ilki, anıların canlandırılmasının uygun biçimde bir ifade veya boşalmadan yoksun olmasının cinsel terapi bakımdan faydalı olmayacağıdır. İkincisi ise, travmatik olayın yakın bir tarihte ve şiddetli olması halinde, abreaksiyonun başarı derecesinin genellikle artmasıdır. Bu tekniğin başarılı olması, cinsel terapistin tecrübesi kadar hastanın göstereceği işbirliğine de bağlıdır) imge terapi ile sorunu içsel zihin aracılığı ile çözmede ve katatimi (düş kurarak tedavi, yönlendirilmiş resimsel ruhsal yaşantı tedavisi veya kişide hipnozdan daha düşük bir düzeyde gevşeme ile birlikte bedensel bir takım hareket ve durumların gözlenmesi yardımıyla düş kurmaya çok elverişli bir ortamın yaratıldığı bir tanı ve tedavi yöntemidir) uygulaması ile bilinçdışının incelenmesinde hipnoz kullanılabilir. 


Hipnoz sürecini anlamak için zihnimizin nasıl çalıştığını bilmek çok önemlidir. Kişi zihninin nasıl çalıştığını düşünmez, genellikle “düşünüyorsam varım” deyip bırakır. Zihnimizin öncelikle bilinç kısmı vardır. Şu anda yazdıklarımı okumanıza yardımcı olan ve bulunduğunuz yer bilinçli kısmınızdır. Aysbergin görünen kısmıdır. Farkındalık düzeyinin altında ise bilinçdışı vardır. Burası aysbergin görünmeyen büyük kitlesidir ve zihnimizin derinliklerinde olan kısımdır. Hastayı hipnoza almamızın nedeni, bilincin altındaki bilinçdışı ile çalışmaktır. Öncelikle, bilinçdışı bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve zayıflamasını sağlar, kalp atışı, göz kırpma gibi otomatik beden fonksiyonlarını yerine getirir. Bilinçli zihin; kişinin çoğu zamanını geçirdiği yerdir ve analiz eden taraf, gerçekçi taraf, irade ve çalışan hafıza olmak üzer 4 kısımda incelenebilir. Uzay Yolu filmini izlediyseniz Spock karakterini hatırlarsınız. Spock çok analitik ve mantıklı bir insan
dır. Çok mantıklı, analitik ve sıklıkla hata yapan bilinçli zihne “Spock Zihni” diyebiliriz. 

—Bilinçli Zihnin Analiz Eden Tarafı: Bilinçli zihnin ilk yaptığı analiz etmektir. Peki, bu nedir? Bu kişinin problemlere bakan, analiz eden, o anda kişinin moralini bozan ve problemleri çözmek için yollar bulmaya çalışan tarafıdır. Bilinçli zihin sıradan bir günün üstesinden gelmek için verilmesi gereken kararları veren kısımdır. Kişi bunların otomatik olduğunu düşünür ama değildir. ”Kapıyı açmalı mıyım?”, “Suyu açmalı mıyım?”, ”Bağcıklarımı bağlamalı mıyım?” gibi soruların yanıtlarının otomatik fonksiyonlar oluğunu düşünürüz ama bunları yapıp yapmama konusunda yine de bir karar veririz.

—Bilinçli Zihnin Gerçekçi Tarafı: Bilincin ikinci kısmı ise kişiyi bazen zor durumda bırakabilir. Buna bilinçli zihnin gerçekçi tarafı diyoruz. Bu kısım kişinin davranışlarının nedenleri hakkında bize bilgi vermelidir. Eğer kişinin yaptığı şeyleri neden yaptığına ilişkin bir fikri yoksa kendini kaygılı, gergin, yorgun hissedebilir ve eğer bu durum uzarsa ciddi akıl hastalıklarına neden olabilir. Akıl hastaneleri davranışlarının nedenlerini bilmeyen insanlarla doludur. Gerçekçi zihnin en büyük problemi kişiye gösterdiği davranışlarının nedenlerinin asla gerçek ve orijinal olmamasıdır. Örneğin bir sigara tiryakisi sigara içme nedeni olarak; sigaranın onu rahatlattığını, düşüncelerini düzenlemek için zaman verdiğini söyleyebilir. Kilo problemi olan biri “kiloluyum çünkü sıkıldığım zaman, gergin olduğum zaman yemek yiyorum” diyebilir. Genel olarak sigara tiryakileri kendilerini güvende hissetmek ve var olmak için sigara içerler. Genellikle gençlik yıllarında 12–20 yaşlarında bir arkadaş grubuna ait olmak isterler. Güvenlik ve var olmak her insan için en temel nedenlerden biridir. Kişi hoş bir aile atmosferi içerisinde ihtiyacı olan temel güven duygusunu almalıdır. 12–13 yaşlarında ise kişiye ailesi eskisi kadar zeki değillermiş gibi gelir, dolayısıyla oradan güven duygusu almayı bırakır ve dışarıdaki bir grup arkadaştan almaya çalışır. Eğer kişi kendini bir gruba ait hissetmiyorsa zorlanır. Çünkü bilinçdışı zihin kişiyi tehlikelerden korur ve gerekli güvenlik duygusunu almamanın bir tehlike olduğu sinyalini verir. Bu nedenle biri sigara ikram ettiğinde kabul edilir ve kişi birden kendini o gruba ait hisseder ve güvenlik duygusu düzeyi yükselir. İşte insanların sigaraya başlama nedenlerinden biri budur. Aslında rahatlamak veya sakinleşmekle hiçbir ilgisi yoktur. Yani, gerçekte zihnimizin bize söylediği nedenler genellikle gerçek ve orijinal değildir, yanlıştır. 


—Bilinçli Zihnin İrade Tarafı: Bilinçli zihnin diğer bir kısmı iradedir. ”Ben bu sigarayı bırakacağım ve hiçbir güç bana bu sigarayı tekrar başlatamayacak” diyebilirsiniz. Hepimiz bunun ne kadar sürdüğünü biliriz. İrade zayıfladığı zaman ve sonra eski alışkanlık tekrar gelir. 


—Bilinçli Zihnin Çalışan Hafıza Tarafı: Bilinçli zihnin son kısmı ise çalışan hafızadır. “İşe giden yolu nasıl bulacağım?” “Eşimin ismi neydi?” “Çocuklarımızın ismi neydi?” vb. sorulara yanıt veren günlük ihtiyacımız olan hafızadır.


Gerçek, bilinç düzeyinin altında bilinç dışındadır. Bilinçdışı inanılmaz bir güce sahiptir. Kişinin istediği zenginlik, meşhur, zayıf, mutlu veya üzgün olma vb. her şeyi gerçekleştirebilir. Bilinçdışının nasıl çalıştığını görmek için bir bilgisayarı düşünmek yeterli olacaktır. Çünkü bilinçdışı da bilgisayar gibi çalışmaktadır. Bilgisayarın içerisinde yüklü bir işletim sistemi ve programlar yoksa ihtiyaçlara cevap veremeyecektir. Bilgisayar sadece içerisindeki işletim sistemi ve programlara göre hareket edecektir. Program değiştiğinde artık yeni programa göre davranacaktır. Bilinçdışı da kazanılan deneyimlerle her gün yenilenen bir bilgisayar gibi çalışır, sadece ondan daha kuvvetlidir. Kişi doğduğunda içerisinde çok az program vardır ve her gün içsel bilgisayarını yeniler. İnsanın sanal bilgisayarının temel kuralı budur. Var olan programın gerektirdiği şekilde insan yaratmak ve ölene kadar da yeni programlar ekleyerek devam etmek zorundadır. Örneğin bilgisayar, kişinin şişman olduğu üzerine bir programı çalıştırıyorsa kişi şişmandır. Zayıf programı çalışıyorsa zayıf, sigara içme programı çalışıyorsa sigara tiryakisidir. Bütün programlar bir araya gelir ve kişinin nasıl biri olduğunu belirler. Kişinin doğduğu günden beri onunla olan hafızası bu sanal bilgisayarın işletim sistemidir. Geçmiş yaşantılar bilinçli zihinde unutulmuş olsa da bilinçdışı hafızada değişik formlarda saklanmıştır. Çünkü bilinçdışı zihin bir video kamerası gibidir. Kişinin yaşadığı, duyduğu, gördüğü, hissettiği, tattığı her şeyi bilinçdışı hafıza bankasında yok olmayacak şekilde saklanmaktadır. Yani asla hiçbir şeyi unutulmamaktadır. Eğer erken boşalma tedavisinde çok gerekliyse, hipnoz sırasında geçmiş olumsuz hatıraların saklı olduğu bu hafıza bankasına ulaşılabilir. Bu zamanda yolculuk yapmak gibi bir şeydir. Örneğin regresyon (yaş geriletme) sırasında, çok gerilere ilk doğum gününe kadar gidilebilir ve onu yeniden yaşatabiliriz. Bu durum hatırlamaktan daha ötedir, o anı tekrar yaşamaktır. Kişi ne olduğunu görebilir, koklayabilir, tadabilir veya çok net bir şekilde duyabilir. İnsan sadece bilinç düzeyinde unutur, bilinçdışı düzeyde unutmaz. 


Bilinçdışımızdaki ikinci programlama alışkanlıklardır. İyi ve kötü alışkanlıklar vardır. Bir şey olduğu zaman belirli bir şekilde tepki vermeyi sağlayan alışkanlıkların çoğu aslında yararlıdır. Örneğin; telefon çaldığında, kişi bakıp bu ne diye merak etmez, otomatik olarak gidip açar ve cevap verir. 


Bilinçdışında var olan bir diğer şey de duygulardır. Tabi ki sevgi, şefkat ve diğer güzel duygular olmadan yaşanmaz. Bilinç duygularla baş edemez durumdadır, bu onun işi değildir. Ne zaman kişinin duyguya ihtiyacı olsa bilinç Kızıl Deniz gibi ikiye ayrılır ve çoğu zaman kişiyi problemin içine sokar. 


Bir diğer önemli kısım ise koruyucu zihindir. Bilinçdışı gerçekte veya hayalde kişiyi tehlikeden korumak zorundadır. Hemen hızlı bir örnek verelim: 3yıl kadar önce bir kadın hastam vajinismus problemiyle başvurdu. Eşiyle evlilik öncesi cinsel birleşme hariç cinsel yakınlaşmaları olmuş ve bir yıl aynı evi paylaşmışlardı. Ama evlenene kadar bekâretini koruduğunu söyledi. Ben, hastamın yaşadığı bir olay sonucunda, bilinçdışının onu cinsel ilişkiye girmesini engelleyerek korumak istediğini düşündüm. Bu kadında olaylar nasıl gelişmişti? Hipnoz çalışmamız sırasında, bilinçli zihni ile hatırlayamadığı, 9 yaşındayken üvey babasının tacizini ve annesine söyle-mesine rağmen inandıramadığını gördü. Yanlış bir şey yaptığını düşünerek kendini suçlu hissediyordu. Lise yıllarında, alımlı bir genç kız olduğu için erkeklerin dikkatini çekmiş ve bir iki flört denemesinde aldatıldığını fark edince kendini herkesle birlikte olan kötü bir kadın gibi hissetmeye başlamıştı. Erkekler onun canını acıtmak istiyorlarmış gibi geliyordu. 24 yaşında beyaz atlı prensi yani hiç yanlış yapmayan adam ile tanışmıştı. Bir yıl beraber yaşadıktan sonra sevişerek evlenmeye karar vermişlerdi. Evlenmeden bir hafta önce, akşam yemeği yerken, kocası ruhunu temizlemek ve eşini ne kadar sevdiğini göstermek için, askerliğini yaparken kadınlarla bir gecelik ilişkiler yaşadığını ve sonra bir daha onları görmediğinden bahsetmişti. Bu durumda bilinçdışı; en çok güvendiği kişinin bile bir kadına bu şekilde davranabilmiş olmasından dolayı bir şeyler yapma ihtiyacına girmiş, gerçekte veya hayalde hastamızı tehlikeden korumak zorunda hissetmiştir. Bu amaçla bilinçdışı hatıra bankasına gitmiş ve “üvey baban senin canını acıttı, lisedeki çocuklar da senin canını acıtmaya, kalbini kırmaya çalışıyorlardı, en çok güvendiğin insan da bunu bir zamanlar başka kadınlara yaptığına göre sana da yapabilir” düşüncesiyle birden “erkekler kadınların canını yakar” kararı verildi. Bilinçdışı olarak hastamız erkeklerden korunmalıydı. Bilinçdışı hastamıza karate öğretemez veya bir silah alamazdı ama cinsel ilişkiye girmesini engelleyebilirdi.
Son olarak bilinçdışı kişinin olumsuz tarafıdır. Her ne kadar bilinçdışı çok güçlü olsa da aynı zamanda çok da tembeldir. Değiştirmek istenen yanları değiştirmek için ona verilen olumlu telkinleri yapmaktan hoşlanmaz. Bilinçdışı var olanların olduğu gibi kalmasını ister, muhafazakârdır, statükocudur. Olumsuz durumu olumlu bir şekle çevirmek çok zaman alabilir. Olumlu telkinlerin bilinçdışına girmesi en zor olanıdır. Ama diğer taraftan olumsuz telkinler kişinin içine aynı kızgın bir bıçağın tereyağın içine girdiği gibi girer. Çünkü olumsuz telkinin kabulü için herhangi bir çaba harcanmaz. Örnek olarak; çok şişman bir adamın duştan çıkıp aynaya baktığını ve ”ooo ben çok şişmanın” dediğini düşünün. Bu düşünce veya fikirler direk olarak bilinçdışına gider ve bilinçdışı da ”evet bu söylediğin, bendeki programla uyuşuyor” şeklinde onaylar. Böylelikle şişman olma algısına ilişkin telkin de daha kuvvetli hale gelmiş olur ve kişi daha da şişmanlamaya başlar. Diğer taraftan, aynı şişman insanı alır ve ona “ben zayıfım, inceyim ve çekiciyim” dedirtirsek bu da bilinçdışına gider ama bilinçdışı “bu programla uyuşmuyor ve içeri girmesine izin vermiyorum” deyip ret edebilir. Peki, telkinleri nasıl zihnin derinliklerine ulaştıracağız? Eğer bir fikir, bir düşünce veya bir kavram bilinçdışına girdiyse, o uygulanmak zorundadır. Programı değişirse zihin bu yeni programa tepki vermek zorundadır. Ama bu o kadar kolay değildir. Örnek olarak; bir karar veriyorsunuz, sigarayı bırakma gibi. Bilinç düzeyinizde, hiçbir gücün sizin sigarayı bırakmanızı engelleyemeyeceğini düşünüyorsunuz. Ve yine bilinç düzeyiniz “bu muhteşem, sana %100 destek veririm, daha sağlıklı bir birey olacaksın. Kalp ve kan hastalıklarından hiçbirine yakalanmayacaksın” diyerek kararınızı destekliyor. Ama bu değişimin etkili bir şekilde gerçekleşmesi için bilgisayarın derinliklerine inilmesi gerekmektedir. Bu durumda “tamam derinliklerdeki programı da değiştirmek isterim” diyebilirsiniz. Ama burada bir problem çıkıyor. Bilinç düzeyinin bir kısmı daha var. Bu kısmı da bilinçdışının bir çalışanı olarak düşünün. Her cuma akşamı bilinçdışı bu kısma haftalığını verir ve o da işini tam olarak yapar.
Sadece bir tek görevi vardır: Dış kaynaklardan, olumlu değişimler için gelen telkinleri, kırmızı ışık gibi durdurmak. Anlayamasak da gerçekleştiğini görebileceğimiz bu yapı; bilinç ve bilinçdışı düzeyinin kritik faktörüdür. Bu kritik faktör “bu kişi sigarayı bırakmak istiyor, onu içeri alabilir miyim?” diye sorar. Bilinçdışına girerse uygulanmak zorunda olan telkine, bilinçdışı “dur bir dakika, bu kişi 20 senedir sigara içiyor, sigarayı güvenlik duygusu için içiyor ve benim yeniden programlanmam için yılların geçmesi gerekiyor, bunu istemiyorum, geri çevir” şeklinde cevap verebilir. Yani kritik faktör bu düşüncenin bilinçdışına geçmesini engeller. Kişinin bu düşünceyi götürebileceği bir yer daha vardır; irade. İrade bilinç düzeyindedir ama çok zayıftır. Bu nedenle telkinleri bilinçdışına geçirmek için hipnozu kullanıyoruz. Hipnoz kritik faktörü etkisiz hale getirip, bilinçli zihnin bir kısmını bloke eder. Bu durum aynı bilince birkaç YTL verip onu kafeteryaya göndermek ve biz çağırdığımız zaman geleceğini söylemek gibi bir şeydir. Yani kritik faktör devre dışı bırakıldığında kişi hipnoza girer. 


Erken boşalmalı hasta hipnoz altında bir telkinle karşılaştığında aşağıdaki 4 tavırdan birini takınır. Takındığı tavır bu telkini kabul edip etmeyeceğini belirler. Konunun önemi yoktur, her telkin karşısında bu 4 tavırdan biri kabul edilir. Bunlar:

Tavır 1: “Bu telkini beğendim. Benim işime yarayacağından eminim”.

Tavır 2: “Bilmiyorum beni biraz rahatsız etti. Bana uymadı.”

Tavır 3: “Benim için etkili olmayacak. Bu telkini almamla almamam pek bir şey değiştirmeyecek”.

Tavır 4: “Bu telkini beğendim. Umarım işe yarar”.

Sadece Tavır 1’de telkinler işlevselliğini kazanır. Diğerleri etkisiz kalır veya reddedilir. Ön görüşme sırasında hastaların bu seçimlerle ilgili bilgilendirilmesi gerekmektedir. Çünkü ancak inanmak ve yürekten istemekle bu sorundan kurtulunabilir. Hipnoz sırasında kişi uykuda değildir, belki daha önce olmadığı kadar dikkatlidir. Anlaşılması gereken bir diğer nokta ise bilincin hipnoz sırasında görevidir. Kişi hipnoz sırasında bir telkinle karşılaştığında, onu bilinçli zihninde duyar ve yukarıda bahsettiğimiz dört tavırdan birini takınır. Kişinin aldığı tavır o telkinin bilinçdışına girip girmemesini belirlemektedir. Eğer girmesine izin verilirse kişi bunu gerçekleştirmek için hazırdır. Ama reddedilirse değişim olmayacaktır. Kişinin telkini duyduğunda “bu telkini beğendim eminim işe yarayacak” tepkisini vermesi bu telkinin bilinçdışına girmesine izin verecektir. Ama maalesef 3 tane daha seçenek vardır ve bilinç tarafından bloke edilebilir. Bilgisayara girilmesine izin verilmeyebilir. Bu durumda değişim olmaz. Bir başka seçenek, tarafsız olmaktır, bir telkini almak veya almamak kişi için önemli olmayabilir, biraz anlamsız gelebilir. Son seçenek, birçok kişinin hipnoza girme sürecini engelleyen bir yaklaşımdır. Kişi telkini duyduğu zaman “bu fikri sevdim ve umarım işe yarar” diyebilir. Bilindiği gibi” umarım” kelimesi “denerim” kelimesinin ikiz kardeşi gibidir ve bu durumun başarısızlıkla sonuçlanması şaşırtıcı olmaz. Geçmişe dönüp bakıldığında “tamam deneyeceğim” denilen her şey başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna karşın “bunu başaracağım” denilen her şeyi de büyük ihtimalle başarılmıştır veya en güzel şekilde gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, “umarım” veya “denerim” denilen her şey bloklanır ve bilinçdışına geçmesi engellenir ve değişim olmaz. Telkinin bilgisayara girmesini sağlayabilecek tek bir yaklaşım vardır; o da duyulduğu anda “bu telkini beğendim ve eminim işe yarayacak” şeklinde olanıdır. Bu kadar kolaydır.

Hipnoz altındayken zihnin 7 kuralı vardır. Bunlar;


Kural 1: Her Bir Düşünce veya Fikir Bir Fiziksel Reaksiyona Neden Olur. Kişinin düşünceleri bedenin tüm fonksiyonlarını etkileyebilir. Endişe düşünceleri, midede birtakım değişimler yaratarak ülsere neden olabilir. Öfke düşünceleri, adrenal bezlerini uyararak, kandaki adrenalini arttırır ve birçok beden değişimlerine neden olur. Kaygı ve korku nabzı etkilemektedir. Duygusal içeriği yoğun olan fikirler çoğunlukla bilinçdışına ulaşır. Kabul edildikten sonra, bu düşünceler tekrar tekrar aynı beden reaksiyonlarını oluşturmaya devam ederler. Bu kronik olumsuz beden reaksiyonlarını ortadan kaldırmak için cinsel Dr. Keçein bilinçdışına ulaşması ve bu reaksiyona neden olan düşünceyi değiştirmesi gerekmektedir. Bu kendi kendine hipnoz ve oto telkin yoluyla olmaktadır. 


Kural 2: Kabul Edilenin Gerçekleşme Eğilimi Vardır. Beyin ve sinir sistemi sadece zihinsel imgelere tepki verirler. Bu imajı kişinin veya dış dünyanın belirlemiş olması önemli değildir. Oluşturulan bu zihinsel imge bir asıl plan olur ve bilinçdışı da bu planı gerçekleştirmek için çalışır. Endişe, istemediğimiz bir şeyin resminin program formudur ama bilinçdışı resimlenmiş durumu yerine getirmek için çalışır. Birçok insan, çok kötü bir şeyin başlarına geleceğini düşündüren bilinçdışı zihinsel beklenti olarak tanımlanan, kronik anksiyeteden şikâyet eder. Diğer taraftan, sihirli dokunuşu olan insanlar da tanırız. Hayat onları hiçbir neden olmadan kutsamıştır, biz de o kişilere şanslı deriz. Aslında şans gerçekte olumlu zihinsel beklentidir, başarılı olacaklarına ilişkin kuvvetli bir inançtır. Yani kişi düşündüğü şekle girer. Kişinin fiziksel sağlığı tamamen zihinsel beklentilerine bağlıdır. Eğer bir hasta sağlıksız, yardıma muhtaç, felç, topal kalacağına ilişkin bir inanca sahipse doktorlar o kişinin bu şekilde kalacağını bilirler. Kendi kendine hipnoz, bu olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak ve ümit dolu olumlu beklentiler içerisinde olmak için bir araçtır. Sağlık, güç ve iyilik hali beklentileri bir süre sonra gerçek olur. 


Kural 3: Hayal Kurma Kendi Zihninizle veya Başkasının Zihniyle Uğraşırken Bilgiden Çok Daha Güçlüdür. Hipnozu kullanırken hatırlanması gereken çok önemli bir kural vardır: Hayal nedeni etkisiz hale getirir. Bu yüzden birçok insan nedensiz yere gözleri görmez bir şekilde davranabilir. Kıskançlıktan meydana gelen cinayetlerin hemen hemen hepsinin nedeni aşırı hareketli imgelemdir. Paralarını dolandırıcılara kaptıranların, işe yaramaz şeylere para yatıranların karşısında kendimizi çok üstün görürüz. Bu kişiler için imgelemlerinin nedenlerinin üstesinden geldiğini söyleyebiliriz. Ama genellikle batıl inançlarımıza, önyargılarımıza ve nedensiz inançlarımıza karşı genellikle kör olabiliyoruz. Genellikle düşünceye eşlik eden güçlü bir duygu örneğin, öfke, nefret, sevgi veya politik veya dini inançlar ile birleştiğinde neden ile değiştirilmeleri imkânsız hale gelmektedir. Kendi kendine hipnozu kullanarak, bilinçdışındaki imajları forma sokabiliriz, ortadan kaldırabilir veya iyileştirebiliriz.

Kural 4: Bilinçdışı Tarafından Bir Fikir Kabul Edildiği Zaman, O Fikir Başka Bir Fikir Yerine Konana Kadar Olduğu Gibi Kalır. Buna Eşlik Eden Diğer Bir Fikir de; Bir Fikir Ne Kadar Uzun Süre Kalırsa, Yeni Bir Fikri Koymak İçin O Kadar Muhalif Fikir Olması Gerekmektedir. Bir fikir bilinçdışı tarafından kabul edildiği zaman, artık o sabit düşünce kalıbı haline gelir. İyi ve kötü alışkanlıklarımız da aynı bu şekilde yerleşir. Önce bir düşünce ve takiben bir davranış gelir. Bizlerin düşünce alışkanlıkları ve davranış alışkanlıkları vardır. Böylelikle alışkanlıklarımızı değiştirmek istiyorsak, önce düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekmektedir. Bizler gerçek doğruları kabul ederiz. Örneğin; güneşin doğudan doğduğunu ve batıdan battığını kabul ederiz. Bunu hava bulutlu ve güneşi görmezken bile kabul ederiz. Normal koşullarda bizi yöneten bu tarz bilgilerdir. Bunun yanında aslında doğru olmayan zihnimize kazınmış bazı düşünce alışkanlıklarımız da vardır. Bazı kişiler sinirli oldukları zamanlarda daha etkin davranabilmek için içki veya sakinleştirici almaları gerektiğine inanırlar. Bu doğru değildir ama fikir oradadır ve saplanmıştır. Doğru fikirlerle değişmesi için muhalefet gerekmektedir. Saplantılı fikirlere alternatif üretmek veya onları kullanmak gerekmektedir. Fikirler ne kadar saplanmış veya ne kadar uzun kalmış olursa olsun, kendi kendine hipnoz veya oto telkin yoluyla değiştirilebilir.

Kural 5: Her Bir Telkin Bir Önceki Başarılı Telkinden Sonra Daha Kolay Kabul Edilir. Zihinsel bir alışkanlığı takip etmek kolaydır, uzun sürerse kırılması zor olabilir. Yapılandırılmış bir alışkanlığı kırmak takip etmekten çok daha zordur. Diğer bir deyişle, bir kişisel telkin bilinçdışı tarafından kabul edildikten sonra, bir diğer ek telkinin kabul edilmesi kolaylaşır. Bu nedenle kendi kendine hipnoz veya oto telkin ile başlandığında basit telkinlerle başlanmasını öneriyoruz. Kişi kendine sıcak bir duygu telkini ile başlayabilir.

Kural 6: Duygusal Nedenden Kaynaklanan Bir Semptomun Eğer Uzun Süre Varlığı Devam Ederse Organik Değişime Neden Olur. Birçok bilim adamı hastalıkların çoğunun organik değil fonksiyonel olduğunu kabul etmektedirler. Bilinçdışının olumsuz düşünceleri, sinir sistemini etkilemekte ve bunun sonucun da organların fonksiyonlarını yitirmesine neden olmaktadır. Biz tüm hastalığı olan insanların duygusal olarak hasta veya nevrotik olduklarını söylemiyoruz. Mikroplarla, parazitlerle ve virüslerle geçen hastalıklar bedene saldırmaktadırlar. Eğer hastalıktan korkar, her zaman ağrıyan midenden veya gergin baş ağrılarından bahsedersek, organik değişiklikler olmaya başlar.

Kural 7: Bilinçdışı ve Onun Fonksiyonları ile Baş Ederken, Bilinç Ne Kadar Çalışırsa Bilinçdışı da O Kadar Az Yanıt Verir. Bu durum iradenin neden var olmadığının kanıtıdır. Eğer insomnia (uykusuzluk) varsa, ne kadar kendini uyumak için zorlarsan o kadar uyanık kaldığını öğrenmişsindir. Kural şudur: Eğer bilinçdışı ile uğraşıyorsanız, kafanıza takmayın. Bu problemlerinizi çözmek için olumlu bir beklenti içerisine girmek için uğraşmanız gerektiği anlamına gelir. Bilinçdışınızdaki inancınız yükseldikçe, onun gerçekleşmesi için uğraşmak yerine gerçekleşmesini beklemeyi öğreneceksiniz.
Hipnoz ve Hipnoterapi 4.5 5 Özgür Umutlu Hipnoz son yıllarda erken boşalma tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Yaklaşık 50 yıl kadar önce, Erickson hipnozla başarılı ted...

Hiç yorum yok:

Copyright © Paranormal Olaylar. All Rights Reserved